10 Mart 2012 Cumartesi

Türk Halk Müziği Hakkında Bilgi Kısa Ve Öz..

                                                          Türk Halk Müziği

Türk müziği Türkler'in Orta Asya'dan beri geliştirdikleri,,bugünkü özellikleri Selçuklu ve Osmanlı döneminde belirginleşen müzik.Musiki,Osmanlı döneminde halk ve üst kültür çevrelerinde birbiriyle ilişkili fakat karakterleri farklı iki ana dal olarak gelişmiştir.Osmanlı'nın son dönemdeki modernleşme hareketleriyle Batı  etkisi görülmeye başlanmış,bu etki Cumhuriyet döneminde daha da artmıştır.
                                                   
                                                                İslamiyet Öncesi

Türklerin İslamiyet'i kabullerinden çok önce dini törenleri yöneten Şaman Kam  ya da baksı, elinde belirli sesler çıkaran demir parçalarının bağlı bulunduğu bir değnekle topluluğu etkiliyordu. Bu törenlerde davulun da önemli bir yeri vardır.
Çin'in kütüpane, Hun Türkleri'nde, Uygur Türklerinde, Selçuklular'da ve Osmanlılar'da müziğe büyük yer ve önem veriliyordu. Ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Selçuklu ordusu yoktur.
Eski Türk Hakanlarının saraylarında ve ordugahlarında musiki takımları 9 kök denilen eserleri her gün çalardı.

                                                      Geleneksel Türk Müziği


Geleneksel Türk müziği, Osmanlı döneminde halk ve üst kültür çevresinde gelişen olmak üzere ikiye ayrılır. Geleneksel olarak Türk müziği çeşitli ortamlarda şöyle belirir:
  • Şehirlerde, saray çevresinde ve konaklarda
Kâr, beste, semai, şarkı
  • Camilerde
Ezan, dua, sela, tekbir, temcit, münacaat
  • Tekkelerde
Naat, ayin, durak, ilahi, nefes, niyaz
  • Köylerde
Türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası
  • Sınır boylarında
Serhat türküsü
  • Kışlalarda
Mehter müziği
                                                       Halk Müziği

 Türk Halk Müziği örnekleri genelde sözlü olmakla beraber, sözsüz dans müziklerini de içerir.
Halk türkülerinin ölçülü olanına kırık hava, ölçüsüz olanına uzun hava denir. Uzun havalar Anadolu'nun değişik bölgelerinde bozlak, türkmani, maya, hoyrat, divan, ağıt gibi adlarla anılır. Bunlar genellikle Karacaoğlan, Emrah, Ruhsati, Sümmani ve daha birçok tanınmış halk ozanının deyişleri üzerine yakılmıştır.
Kırık havalar ise koşma, yiğitleme, güzelleme, taşlama, ninni ve daha başka adlar altında kümelenir. Bunlar da genellikle gurbet, ayrılık, sıla hasreti, ölüm, askere gidiş, yiğitlik, düğün, çocuk sevgisi, kız kaçırma gibi köye has toplumsal bir olayı konu alır, sadelik, içtenlik, duygululuk gibi özellikler gösterir yerel renkler taşır. Türk Halk Müziği'nin melodi yapısı incelendiğinde bu melodilerin ses genişlikleri bakımından bir oktav (sekiz ses sınırı) tamamlayan dizi ve tonaliteyi kesin şekilde belirtmeyen ikili ile beşli aralıkları içinde yapılandırılmış olduğu görülür. Bununla birlikte dizi ve tonaliteyi belli eden sekizli ve daha geniş sınırlı melodiler de çoktur. Basit ve birleşik ölçülerden başka aksak ölçüleri içeren Türk Halk Müziği, ezgiler ve formlardan oluşur.


Türk Halk Müziğinde aranan özellikleri Nida Tüfekçi şöyle sıralamıştır.

  • Sahibinin bilinmemesi anonim olması (daha sonra değiştirilmiştir.)
  • Halk tarafından benimsenip, onun ifadesine bürünmüş olması
  • Halkın ortak malı olması
  • Kulaktan kulağa verilmek süretiyle hayatiyetini sürdürmesi
  • Gelenek haline gelmesi
  • Zaman içinde derin geçmişi olması
  • Mekan içinde yaygın olması
  • Yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde taşıması
  • İddiasız olması
  • Kişisel yapım olmaması


 Türk Halk Müziğinin Yapısı

Ses Sistemi: Halk müziğimizin en belirgin özelliklerinden biri yerel nitelikli olmasıdır. Yörelere göre farklı nitelikler gösteren Türk halk müziğini ve ses sistemini kurallaştırmak genelde mümkün olabilir. Genele gidildiğinde halk müziğinin yerel ve özel olma niteliğinin tanımlanabilme şansı kalmaz. Müzik eğitiminde ve tanımlamada kolaylık sağlamak amacıyla Saadettin Arel, Suphi Ezgi ve Murat Uzdilek tarafından geliştirilen “Türk Müziği Ses Sistemi”nden yararlanılmaktadır. Bu sisteme göre diyez (#) 4 komadan bemol (b) 5 komadan oluşmaktadır. Ayrıca halk müziğimizde Muzaffer Sarısözen’den bu yana diyez ve bemol işaretlerinin üzerine koma değerlerini belirlemek üzere rakamlar konulmaktadır.
  En yaygın halk çalgımız olan bağlamada la tonuna göre son yarım yüzyıldan bu yana en çok kullanılan perde düzeni la, si bemol, si bemol iki koma, si, do, do diyez üç koma, do diyez, re, mi bemol, mi bemol iki koma, mi, fa, fa diyez üç koma, fa diyez, sol, sol diyez, la olmak üzere 17 sesten oluşmaktadır.
  Türk halk müziğini zengin kılan en önemli özelliği, üslup ya da tavır özelliğidir. Türkünün sesleri kadar, onun söyleniş biçimini belirleyen bu özellikler de önemli rol oynamaktadır. İşte bu özellikler, yöre yöre değişen karakteristik özellikleri belirler. Bazı ezgi ve üslupların çok kesin bir şekilde belli yörelere ait oldukları anlaşılmıştır.
Usul Sistemi: Usul, ölçü yerine kullanılan bir kavramdır. Çünkü usul genel olarak Türk müziğinde, ölçü yanında bir de tavır ve üslubu belirler. Türk halk müziğinde Karadeniz’in 5/8′lik parçası ile Köroğlu veya Sümmani’nin havasının 5/8′liği, tavır ve üslup olarak da birbirinden ayrılır. Kavramlaşmanın diğer söylenmesi gereken yönü ise, yine bu usullerin ölçü ile değil, belirli adlarla anılmasıdır: Karşılama, zotlatma, datdiri, gakgili gibi adlar hızlı 9′lu vuruşlu usulleri; metelik, şıkıdım, sağma, zahma gibi adlar, 2 vuruşlu usulleri belirlemektedir.
Türk halk müziği usulleri üç bölümde incelenir.
1) Ana usuller ve üçerli şekilleri (2,3 ve 4 birim vuruşlu)
2) Bileşik usuller (5,6,7,8,9 birim vuruşlu)
3) Karma usuller (10 ve daha fazla birim vuruşlu)
Türler, Şekiller, Biçimler: Türk halk müziği ezgileri yapı bakımından uzun hava ve kırık hava olmak üzere ikiye ayrılır. Kırık hava; belirli bir dizisi olan ve bu dizi içerisinde belirli bir usulle seyreden ezgileridir. Kırık havalar, anlatım ve söyleniş biçimi gibi çeşitli unsurlara göre ”zeybek”, ”bengi”, ”güvende”, ”bar”, ”horon” gibi değişik isimler alırlar. Uzun hava; belirli bir dizisi olan ve bu dizi içerisinde belirli seyri bulunup, serbest bir ağızla söylenen ezgileridir. Çoğu zaman bir solist ses tarafından söylenmekle beraber, ”gurbet havası” gibi ezgilerde eşlikli okumaya da rastlarız. Hem yöreden yöreye, hem de okunuş üslubu bakımından uzun havalar da ”maya”, ”hoyrat” ”bozlak”, ”gurbet havası”, ”divan”, ”yol havası” gibi formlara, biçimlere ayrılırlar.
Türk halk müziği ezgileri ayrıca sözsüz (çalgısal-enstrümantal) ve sözlü olmak üzere de ikiye ayrılırlar. Sözsüz ezgiler, belirli bir veya birden fazla çalgıya, söz eşliksiz olarak çalman kırık hava veya uzun hava türündeki ezgilerdir. Oyun havalarını, peşrevleri, güreş havalarını ve uzun hava ayaklarını (zemin, yol gösterici ezgi) örnek verebiliriz. Sözlü ezgiler, çalgı eşliği olsun ya da olmasın, halk şiiri tarzında yazılmış sözler aracılığı ile sadece sözle icra edilen ezgilerdir. Sözlü halk ezgilerinin en çok rastlanılan biçimleri ”bentlerden” sonra, ”bağlantı” (nakarat, kavuştak, dönderme) denen belirli kalıpların tekrar edildiği biçimlerdir ki; buna ”türkü” adı verilir. Türküler, genellikle belirli bir konuyu işleyen ve anlam bakımından birbirine bağlı bentlerden meydana gelmiştir. Türkülerin diğer bir yaygın şekli ise ”mani” dörtlüklerinden oluşan şeklidir. Bu dörtlüklerin arka arkaya kullanımında bir anlam bütünlüğü yoktur. Sonradan bir araya getirilmişlerdir.


Türk Halk Müziğinde Kullanınlan Ensturmanlar  

1. Telli çalgılar:
BAĞLAMA:
Bağlama, Asya kökenli Kopuz’un Anadolu’daki devamıdır. Kopuz, Türk müzik kültüründe yer alan uzun saplı ve mızrapla çalınan çalgıların atasıdır.
Bağlama adı ise tahmini olarak 17. yy sonlarında kullanılmaya başlanmıştır. “Bağlama adı, sazın kendisinden önce perdelerine mi yoksa gerili deriye tercih edilen tahta göğüs kapağına mı verilmişti, nedeni çözülememiştir.”
Yoksa tellerin takılmasından dolayı mı bağlama denildiği tartışma konusu olsa da bu konudaki yaygın düşünce, sap üzerinde bulunan perde bağlarından kaynaklandığı yönündedir.
 

TAR: Tezeneli bir çalgı olan Tar, göğüste tutularak çalınmaktadır. Azerbaycan, Özbekistan, İran, Gürcistan ve Türkistan’ın bazı bölgeleri ile Türkiye’de Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır.
Kopuz’dan gelişen sazlardandır ve ses genişliği 2,5 oktavdır. Gövde kısmı ortadan boğumlu ve çift çanaklıdır. Tekne kısmı genellikle dut ağacından oyularak yapılmaktadır. Çanaklar üzerine manda ya da sığır yüreğinin zarı veya yayın balığının derisi gerilmektedir. Sapı sert ağaçlardan yapılmakta ve sap üzerinde misinadan perde bağları bulunmaktadır. Üç çift ve üç tek olmak üzere 9 teli vardır. Telleri çelikten olan Tar’ın akordu 4 lü ve 5 li aralıklarla yapılır. Boynuzdan yapılan tezene ile çalınmaktadır.
 

2. Yaylı çalgılar:

KABAK KEMANE:
Kabak Kemane Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da (Ege Bölgesi’nde) yaygın olarak kullanılan bir sazdır. Kabak, Kabak Kemane, Rebap(Güneydoğu Anadolu’da Rubaba, Hatay yöresinde Hegit) ve Iklığ gibi adlar ile bilinmektedir. Orta Asya Türkmenlerinin Gijek adını verdiği ve Azerbaycan halk müziğinde Kemança adıyla kullanılan çalgı da aynı köktendir.
 

KEMENÇE: Yaylı bir halk sazıdır. Yurdumuzda özellikle Karadeniz bölgesinde yaygın olduğu için “Karadeniz Kemençesi” olarak ta bilinmektedir. Kemençenin gövdesi, dut, erik, ardıç ve kelebek gibi sert ağaçlardan, göğsü ise, çam ve köknar gibi yumuşak ağaçlardan yapılmaktadır.
3. Nefesli çalgılar
ZURNA:
Nefesli Türk halk çalgılarının en tiz ve en gür sesli çalgısıdır. Bu nedenle genellikle meydanlarda davul ile birlikte çalınmaktadır. Düğün bayram gibi önemli günlerde çalındığı gibi, eski Türklerin savaşlarına da katılıp mehter takımlarında da çok önemli bir yer almıştır.
Üflemeli halk çalgılarının başında gelen zurnanın kökeni Ortaasya’ya dayanmaktadır. Yurdun her yöresinde açık hava çalgısı olarak davul ile birlikte yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

MEY:
Gürgen, ceviz vb. sert ağaçlardan yapılanları varsa da en makbulü erik ağacından yapılanıdır. Genellikle Erzurum, Kars, Gümüşhane, Bayburt, Van ve Erzincan yörelerinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Balaban diye de adlandırılan bu çalgı Ortaasya kökenlidir.
Sesi zayıf olduğu için daha çok kapalı mekanlarda ve oda toplantılarında çalınmaktadır. Kamış üzerindeki kıskaç sayesinde ses inceltilip kalınlaştırılabilmektedir.

SİPSİ:
Ege bölgesinde ve Teke yöresinde kullanılan çalgılardandır. Gövde kısmı 20cm kadardır. Sipsi’nin boyu biçimi ve perde sayısı her çalan ve yapan ustaya göre değişmektedir. 1 veya 1,5 oktav civarında ses genişliği vardır. Genellikle 6 veya 7 adet ses perdesi olanlar kullanılmaktadır. 

ÇİFTE:
İki kavalın yan yana monte edilmesiyle Zonguldak civarı ve güneydoğu Anadolu bölgesinde kullanılmaktadır. Ön kısmında 5-6 adet ses perdesi bulunmaktadır. Boruların her ikisinde perde sayısı eşit olabileceği gibi bir tarafta bir adet ses perdesi de olabilir. Güney Anadolu da özellikle Antakya ve Yayla dağı çevresinde Argun adı ile bilinmekte ve çalınmaktadır.

ÇOBAN KAVALI:
Bu kavalların oldukça yumuşak ve etkileyici bir sesi vardır. Yurdun her köşesinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Dilli ve dilsiz olmak üzere iki çeşidi vardır. Sert ağaçlardan yapılmaktadır. Pirinç gibi madeni olanları da olsa bile, en makbulü erik ağacından yapılanıdır. Kaval kelimesi içi boş anlamında olan Kov’dan türemiştir. Ses genişliği 2,5 oktavdır.

ÇAĞIRTMA:
Elazığ ve civarında Toros dağlarının batı kesiminde eskiden yaygın olarak kullanılan dilsiz ve üflemeli bir çalgıdır. Önde 6-7, arkada ise 1 adet ses perdesi bulunmaktadır. Yaklaşık bir oktav ses genişliği vardır.

TULUM:
Genellikle Doğu Karadeniz bölgesinde (Rize, Artvin) yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Tulum oğlak derisinden çıkarılarak elde edilmektedir. Ön ayağına ağızlık, arka ayağına ise klavye(Nav) tespit edilerek diğer kısımlar kapatılır. Ağızlık vazifesi gören tahta borudan üflenerek tulum şişirilir. Deri hava ile dolunca klavyeden ses çıkmaya başlar.
Koltuk altına yerleştirilerek çalınmaktadır. Tuluma yerleştirilen klavye kısmına “Nav” denilmektedir. Nav üzerinde birbirine paralel 5 çift ses perdesi bulunmaktadır.


GAYDA:
Trakya bölgesinde yaygın bir halk sazıdır. Tuluma benzeyen bu sazda çifte kamış yerine ağaçtan yapılmış düdük bulunmaktadır. Ayrıca gayda da uzunca bir dem ses veren boru bulunmaktadır.

4- Vurmalı çalgılar

 
DAVUL: Türk vurmalı çalgılarının sembolü olarak kabul edilmektedir. Davul tarihimizde çok değişik amaçlarla kullanılmıştır. Türkiye’nin her yerinde değişik cins ve boylarda davul bulunmaktadır. Kasnak, ip ve deri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Tokmak ana ritmi, çubuk ise detayları çalmaktadır. Genellikle küçük davul, orta davul, büyük davul ve koltuk davulu gibi mahalli boyları ve adları bulunmaktadır. Türklerde kullanılan en eski çalgıdır. Sesinin gür oluşu ve etkisi nedeni ile bir haber aracı olarak ta kullanılmıştır.
 
DÜMBELEK: Anadolu’nun bir çok yöresinde çalınmaktadır. Bu günkü darbukanın çömlekten (topraktan) yapılmış şeklidir. Yörelere göre deblek, dümbek ve dümbelek gibi adlar almaktadır. Daha çok kadınlar arasındaki çeşitli eğlencelerde kullanılmaktadır.

 
TEF: Hemen hemen her yörede mevcuttur. Yaklaşık 20-40cm çapında, bir kasnak ve tek yüzüne gerilmiş ince bir deriden ibarettir. Kasnak üzerine açılan yarıklara 3-5 çift ince pirinçten yapılmış ziller geçirilerek çalgının ritminin zenginleşmesi sağlanmaktadır. Bazı yörelerde sade olanları da bulunmaktadır. Daha çok kadın eğlencelerinde kullanılmaktadır. Daha büyük olanlarına “Daire” denilmektedir.

5- Çarpma çalgılar

 
KAŞIK: Anadolu’da eskiden beri kullanılan ve ağaçtan yapılan çorba kaşıkları aynı zamanda çalgı olarak ta kullanılmaktadır. Türkiye’nin özellikle Silifke ve Konya yöresi halk oyunlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.
 
ZİLLİ MAŞA: Maşa biçiminde iki ana kolun uçlarına yerleştirilen karşılıklı zillerden ibarettir. Kollar kapandıkça ziller üst üste gelerek ses çıkarmaktadır. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder